Reddetme Manifestosu

Reddetme Manifestosu

Anadolu insanı, “Acı patlıcanı kırağı çalmaz.” der. Bu güzel sözden, zor zamanların, insanların hayatta kalma becerisini yükselttiği anlamını çıkartmak hiç de zorlama sayılmaz.

Modern ve gerçek hayattan kopuk durumdaki eğitim sistemi; çocukların hayatta kalma şansını arttırmak ve onları zorlu hayat koşullarına hazırlamak yerine, her birine, standart meslekler edindirme güdüsüyle hareket etmekte. Bunun en büyük nedeni eğitimin yıllar boyunca; talebenin talebi doğrultusunda değil, sanayinin yahut günümüzde olduğu gibi dijital dünyanın ihtiyaçlarına göre şekillenmesidir. Bu durum, bildiğimiz evrenin en çok uyumlanabilen ve yaratıcı canlısı olan insanı tekdüze iş yapan, standart robotlara evirmekte.

 

Beceriler ama?

Çocuklarımızın ve nesillerimizin gelecekte, değişen şartlara ve zor durumlara daha kolay adapte olabilmeleri ve çetin durumlarla mücadele etmelerini sağlayabilmek için, el birliğiyle yeni bir öğrenme ekosistemi oluşturmamız gerektiğini artık haykırarak her yerde söylemeye devam edelim.

 

Eğitimi kim şekillendiriyor?

Eğitimi; sanayi ve sermayeye hakim güçlerin şekillendirmesine bırakan ve yıllar boyunca okul denen fabrikalarda, sermayelerini katlamak için gençlerinin adeta bir kaynak olarak yeniden şekillenmesine seyirci kalmış toplumlar, yıllar boyunca bizim gibi insan ve değer odaklı eğitimden söz edenlere ütopik ve hayalci gözüyle baktılar.

Fakat her şeye rağmen, bu salgın dönemi bize zamanın ruhunu; zamanın şartlarına ve taleplerine göre yorumlayanlar büyük bir yanılgı içerisindedir.

 

İnsanı odağına alan yaşam.

Salgın sonrası yaşam, daha fazla insan ve değer üzerine odaklı olacak. İnsanlık; doğayla ve dijitalleşmeyle olan ilişkisini, bu doğrultuda evrilmek yerine, fayda ve maliyet gözeterek, yeni habitatlar oluşturacak şekilde değiştirecek.

 

Sevgili ebeveynler…

Sermaye sahiplerinin yönlendirdiği 400 yıllık bilinen okul sistemi artık sona erdi.

Gelecekte kırsal yerleşim eğitim seviyesi yüksek, daha iyi bir hayatın varlığına inanan kişilerin yaşam alanı olacakken; metropol ve kent merkezleri, salgın sırasında fark ettiğimiz gibi, sosyal olarak yetersiz kabul edilen ve toplum üzerinde etkinlik oluşturmayan dar gelirli yığınlarının yaşam alanları olacak. Bu yüzden, uyanmamız ve geleceğimizi inşa etmemiz gerekmekte.

Son sözüm şudur ki

konuşun, paylaşın, isteyin…

Şirketlere ve sermaye sahiplerine işçi ve robot yetiştirmek yerine, herkes için nitelikli eğitim ekosistemleri oluşturmak istiyoruz. Eğitimin müfredata, uzağa, yakına, iktidara yahut muhalefete, herhangi bir ideolojiyle ya da doktrine aitliğini reddediyor, bireylerin kendilerini bulmaları ve özgürleşmeleri için bir araç olarak görüyorum.

Bir yanıt yazın