Zor Çocuk

Zor Çocuk

Bir eğitimci olarak hemen hepimiz meslek hayatımızda bizi zorlayan öğrencilerle karşılaşmışızdır. Hani tüm sorun çözme girişimlerimizi boşa çıkaran, bizi sürekli yeni yöntem arayışlarına iten, nerede yanlış yaptığımızı sorgulatan öğrenciler.

Bazen kolayca ve bir çırpıda aileyi suçlayarak işin içinden çıkıverdiğimiz,  bazense üzerinde derinlemesine düşünerek çeşitli çıkarımlarda bulunduğumuz bilmeceler… Üstelik bu çıkarımların önyargılardan ne ölçüde arınmış olduğu ile ilgili şüpheleri de içinde barındırarak…

Ebeveynlerin gözünde “Hiçbir şeyini eksik etmedik, neden böyle uyumsuz bir çocuk oldu?”nun çaresizliğini okumak,  bazense savunmaya ve karşı saldırıya geçen öfkeli anne babaların öfkesini çocuğa yükleyip sonucu değiştirmeyen bir nedensellikten haklı avuntular icat etmek.

Her sene şube öğretmenler kurulunda önümüze seriliveren hayat hikayelerinden geleceği okumaya çalışmak ve bin bir karışık duyguyla çıkmak toplantılardan…

Yine böylesi bir günün akşamı, bu konuda daha çok araştırma yapmam gerektiğine kanaat verdim. Stanley Turecki’nin “Anne, Baba ve Eğitimciler için Zor Çocuk” kitabı, bu konuda farklı bir bakış açısı edinmeme katkıda bulundu.

Turecki, artık büyümüş olan zor bir çocuğun babası ve New York’ta bulunan “Zor Çocuk” merkezinin başhekimi.  Bu süreci kendisi de deneyimlediği için kitabında sadece zor çocukları teşhis etmek üzerinde değil, çözüm önerileri üzerinde de duruyor. Bu nedenle kitabın ikinci bölümü, zor çocukları pozitif disiplin anlayışıyla yönetmekle ilgili.

Bir çocuğun zorluk derecesini;  yüksek hareketlilik seviyesi, dürtüsellik, dikkat dağınıklığı, tepkilerde yoğunluk, düzensiz ritmler, olumsuz ısrar, düşük duyu eşiği, ilk etapta geri çekilme, uyum sağlamakta zorluk, olumsuz ruh hali gibi başlıklar altında toplanabilecek davranışlar dizisi belirliyor. Bu davranışlar dizisinin varlığı ve yokluğu ya da yoğunluğu, çocuktan çocuğa değişiyor elbette.

Çocuk eğitimiyle ilgili yeni yaklaşımları okuyunca ister istemez kafanızın içinde geçmişe doğru küçük seyahatler yapıyor ve bir anne olarak kendi yetiştirme tarzınızı sorguluyorsunuz. “Acaba iyi mi yapmışım, kötü mü?” sorgulamaları  “O zaman bunu bilseydim, daha farklı davranırdım.” çıkarımlarıyla sonuçlanıyor çoğu kez.

Örneğin çocuğumun düşük duyu eşiğine sahip olduğunu, kıyafetlerin dokusu ve verdiği hisse hassasiyeti olduğunu o zamanlar bilseydim, muhtemelen bu konuyla ilgili çocuğumla güç mücadelelerine girişmez ve yıllarca hiç giyilmemiş onlarca kıyafet satın almazdım. Elbette bir noktadan sonra onun doğasını keşfedip yalnızca giyebileceği kıyafetler satın almaya başlıyorsunuz; ama aradaki süreç her iki taraf için de yıpratıcı olabiliyor.  Bir ebeveyn olarak sizin neye değer verdiğiniz de bunun üzerinde son derece belirleyici.

Yaklaşık 18 aylıktan beri hiçbir suretle çorap giydiremediğim çocuğumu, onunla girdiğim anlamsız kısırdöngünün yarattığı yıpranmışlık ve çocuğun burnu aksa “İnsan ayağından üşütür!” diye başlayarak “Ne demiş atalarımız ayağını sıcak tut!” la biten teyzeler korosundan bıkkınlık yüzünden  çocuk psikiyatristine götürmüşlüğüm  bile vardır.

Eşimin “Giymesin varsın, onun vücudu, demek ki üşümüyor.” söylemlerini kulak arkası ederek psikiyatriste gidip psikiyatristin “Şikayetinizi öğrenebilir miyim?” dediğinde birden hücre boyutuna küçülüveren şikayetimi söylemeye çalışırken gülme krizine girmemek için kendimi zor tutuşumu ve psikiyatristin sandalyesine yaslanıp gülerek “Boş ver, giymesin varsın.” deyişini hiç unutamam. Sanırım oğlum, üç dört yaşlarındaydı. Doktordan döndükten sonra eşimin ne söylediğini sanırım anlatmama gerek yok.

Oğlum çorabı sadece ayakkabıyı giymeden iki saniye önce giyer ve ayakkabıyla neredeyse aynı anda ayağından fırlatıp atar. Dolayısıyla gezmeye gittiğimizde bu hep sorun olur. Çünkü ev sahibi teyzemizin gönlü, kış günü çocuğun çıplak ayakla yere basmasına razı gelmez, adeta içi parçalanır. Psikiyatrist deneyiminden sonra bende oluşan boş vermişlik hali ise daha da sinir bozucudur. Birdenbire “Ne rahat anne!” kategorisine giriverirsiniz.

Bir de biz ebeveynlerin çocuklarımızın zor özellikleriyle ilgili hep bir gelecek kaygısı duyması yok mu, o da işin başka bir komik yönü.  Oğlumun büyüyüp de kız istemeye gittiğimizde kız evine yalın ayak mı gireceği ile ilgili endişem bunun en güzel örneği.

Bu örneği niye verdim? Çünkü çocuklarımızın zor özellikleriyle baş etme gücümüzü belirleyen en önemli etkenlerden biri de çevre.

Eşimizin bizi yargılaması,

Parktaki diğer annelerin bizi yargılaması,

Restoranda yemek yiyen insanların bizi yargılaması,

Büyük annelerin ve teyzelerin yargılaması, çok bilmiş arkadaşlar, okulda öğretmenler,  saymakla bitmez. Tüm bunlar bizim kendimizi daha da çaresiz hissetmemize neden oluyor.

Oysaki her çocuğun kendine has bir doğası var ve yetiştiriliş tarzı bunu bir miktar etkilese de mizaçtan kaynaklanan davranış kalıplarını değiştirmek neredeyse imkansız.

Turecki, çevre ve bir ebeveyn olarak bizim davranışlarımızın mizacı etkileyebileceğini yani etkileşime girebileceğini ancak mizacın özelliklerinin nedeni olmadığını belirtiyor.

Çocuğumuzun olumsuz olarak nitelendirilebilecek davranışlarının mizaçtan mı kaynaklandığı yoksa çocuğun tırmandırma kalıbını kullanarak bunu kasten mi yaptığını ayırt edebildiğimizde sürece müdahale şeklimiz de değişiyor.

Öncelikle yapıyı anlamamız gerekiyor ki, süreci değiştirecek ve çocuklarımızla aramızda oluşan kısır döngüleri yıkacak uyumu sağlayabilelim. Oğlumun aramızda oluşan olumsuz pekiştirici döngü yüzünden çıplak ayakla karda yürümesi bu tırmandırma kalıbının en güzel örneği.

Bir ebeveyn olarak çocuğunuzun zor olan özelliklerini kabul ettiğinizde -ki kabul etmek gerçek anlamda insanı özgürleştiriyor- aranızdaki iletişimin doğası da değişiyor ve ortak bir noktada uzlaşabiliyorsunuz. Şimdilerde on üç yaşında olup TEOG sınavına pijamayla gitmek isteyen oğlumu hiçbir sürtüşme yaşamadan hiç değilse ev eşofmanıyla sınava gönderebilmiş olmaktan dolayı son derece mutluyum.

Turecki, kitabında öfke nöbeti geçiren çocuktan, yemek seçen çocuğa, okulda arkadaşlarına zarar veren çocuktan, fazla hareketli çocuklara kadar çok sayıda gerçek olay anlatmış ve her biri için etkili yöntemler önermiş. Çocuklarda ilaç kullanılıp kullanılmaması gereken durumları da ayrıntılı olarak irdeleyen yazar, etrafın ve okulların tanı koyma baskısına yenilmeden soğukkanlı davranmanın önemine değiniyor.

İtiraf etmeliyim ki kitabı okurken kendi hayatımdan, yakın çevremden, okuldan onlarca örnek gözümde canlandı ve nispeten bazı zor özellikleri olan uyumlu bir çocuğun annesi olarak  yetiştiriliş tarzından dolayı içten içe yargıladığım başka çocuklar için suçluluk duydum.

Ebeveynler olarak çocuklarımızın mizacından kaynaklanan iyi özelliklerinin tamamını kendimize mal etmek gibi egomuzu okşayan durumlardan sıyrılmaya ve daha gerçekçi bir bakış açısına sahip olmaya ihtiyacımız var. Ancak bu bakış açısına sahip olduğumuzda, zor çocukları olan anne-babalara şefkatle yaklaşabilir, bir eğitimci olarak her zamankinden daha da sabırlı olabiliriz.

Bu nedenle bu kitabı hem anlamak hem de derinlemesine anlaşılmak adına tüm anne-babaların ve eğitimcilerin okumasını tavsiye ediyorum.

Çocuklara tanı koymadan da onlar için çok şey yapabiliriz. Bunu unutmayalım.

Kaynak: Stanley Turecki, Anne, Baba ve Eğitimciler İçin Zor Çocuk, Optimist Yayınları, 2011

Yazar

Aysun Yağcı
Ayhan Aydın, “Eğitim Hikayedir” adlı kitabında eğitimi en çok benimsediğim haliyle şöyle tarif eder: "Eğitim, her şeyden önce empatik, farkındalık, duyarlık, sevecenlik, nezaket, hoş görü, anlayış ve sevgi gibi duygusal dönüşümleri kazandırma amacına dönük örüntülerden oluşmalıdır. Bu bağlamda hikaye insanların içinde yaşadıkları hayata ve kendilerine bakabilecekleri bir aynadır. Gerçekte hikayenin insanoğlunun bütün bilgeliğini, örtülü ya da açık hastalıklarını yansıtan gizemli bir gücü vardır. Bu nedenle eğitim, bir bakıma hikaye anlatma ve anlama sanatıdır." İşte bu yüzden eğitimle ilgili tüm yazılarım bir hikayeyle başlar.

11 comments

  • Avatar

    Aysun Öğretmenim düşüncelerinize sağlık. Yazınız, çocuklar dışında yetişkinlerin de “zor çocuk” yanlarını öyle güzel vurgulamış ki…

    Sevgiler…

    Reply
    • Aysun Yağcı

      Teşekkürler Münire öğretmenim. Kitabı tanıtayım diye başlamıştım yazıya ama örnek vermeden de duramadığım için ortaya böyle karışık bir yazı çıktı. Yalnızca tek bir zorlayıcı özellik bile aile için yıpratıcı olabiliyorken, birçok açıdan zor olan çocuklarla baş etmek konusunda ailelere destek olmak gerekiyor.

      Reply
  • Avatar

    Aysun hocam, haklısınız,”çocuklarımızın zor özellikleriyle baş etme gücümüzü belirleyen en önemli etkenlerden biri de çevre.” Buradan bakınca, toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıkla hesaplaşmadan ebeveynliği ıslah etmek, mümkün görünmüyor. Ayrıca Stanley Turecki’nin “Anne, Baba ve Eğitimciler için Zor Çocuk” kitabı umarım yeterli sayıda basılmıştır. Bu tanıtımın ardından ebeveyn ve ebeveyn adayları kendi yaşantı farkındalıkları için önemli bir rehber edinmiş olacak. Elinize yüreğinize sağlık.

    Reply
  • Avatar

    Ben çocuğun özellikle ergenlik döneminde çok yük yüllentilmesine ve aile sorunlarına çözüm bulması istemedim dengesiz davranıp çocuğun bunalıma itilmesine karşıyım sonrası tramvalar intiharlar ve hastaneler!

    Reply
  • Barış Sarısoy

    Aysun hocam yaşam deneyimleriyle zenginleştirdiğiniz yazınızda aslında zor çocuk algısının kimler tarafından, nasıl yaratıldığının çok net anlatmışsınız. Bazen zor çocuk diye bir rol yaratıp bunları çocukların üstüne giydirebiliyoruz. Fakat algı değiştiğinde bunun çocukla ilgili bir şey değil ona bakışla ilgili bir şey olduğunu görebiliyorsunuz..
    Kaleminize, emeğinize sağlık…

    Reply
  • Avatar

    evet ben de bır zor cocuk annesıyım yardım almama ragmen hala pek cok konuda zorlandıgım basa cıkamadıgım oluyor tanıtım yazınız benı cok etkıledı o dakkadır kıtabı her yerde aradım maalesef herhangı bır yerde rastlamadım. kıtaba ulasma konusunda bana bır yardımınız olabılırmı acaba?

    Reply
  • Avatar

    Belli ki kitap birçoğumuzun ciddi olarak ihtiyaç duyduğu bir kaynak ancak bu denli önemli olan kitabın neden yeterli sayıda basılıp dağıtılmamasıda ????

    Reply

Ne söylemek istersiniz?