Özel Okullar mı? Bağımsız Okullar mı?

Özel Okullar mı? Bağımsız Okullar mı?

Aslında özel okul kavramı hayatımızın içine son yıllarda yerleşmiş olan bir kavram olmamakla birlikte eğitim sisteminde olan arayışlar ve tartışmalar ile birlikte son yirmi yılda daha çok gündemimize yerleşti. Tarihsel anlamda özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana var olan özel okullar özellikle 1980 sonrasında liberalleşen ekonomide yeni yatırımcılar ve okullar ile hayatımızın tam da ortasına oturmuş durumda. Günümüzde artık hemen hemen her ilde ve büyük ilçelerimizde bir şekilde var olmaya başladı. Elbette bu hızlı gelişim ve çoğalma beraberinde çok ciddi problemleri getirdi. Bunların başında da bana göre özel okul algısının ne olduğu konusu yer alıyor.

Bana göre özel okul kavramının temel yanılsaması bu kavramın kendisinden gelmekte. Çünkü özel okulların tamamı aslında Devlet tarafından belirlenmiş ve kamuya ait okullardaki düzenlemeler ile yönetilmekte, denetlenmekte. Tüm öğretmen atamaları dahi devlet tarafından yapılmaktadır. Bu bakış açısından baktığımızda özel okulların kamuya ait okullar ile aralarında tek önemli farkın finansal açıdan bağımsız okullar olmasında yatıyor. Bu nedenle ben İngilizce dilinde kullanılan independent schools yani bağımsız okullar kavramının bizde finansal açıdan bağımsız okullar kavramıyla daha doğru açıklanabilir olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde özel okulların mevzuatlar çerçevesinde onaylarını almak kaydıyla program geliştirme ve uygulama haklarının olması ve bu mevzuatın kamu okulları için de geçerli olması göz önüne alındığında sadece finansal açıdan bağımsız okullar olduğu daha somutlaşıyor.

Öte yandan bugünlerde herkes tarafından sıklıkla konuşulan çok sayıda özel okulun finansal açıdan yönetilemez ve zor durumda oldukları gerçeğine baktığımızda da bu sektörün yapılandırılma ihtiyacı kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkıyor. Aynen diğer sektörlerde olduğu gibi eğitim sektöründe de son yıllarda rekabetin sadece nicelik ve fiziksel koşullar üzerinde yapılandırılmış olması, arz ve talep dengesizliği, hizmet sektörü olan eğitimde niteliğin göz ardı ediliyor olması, bugün içinde bulunduğumuz kriz ortamını doğurmuş görünüyor. İş ihtiyacı olan öğretmenin fazlalığı, öte yandan çocukları için kamu okullarından daha iyi eğitim alabilmesi amacıyla sınırlı kaynaklarla da olsa özel okul arayışına girmiş olan velinin çokluğu sektörde farklı yatırımcıların iştahlarını kabartmış gibi görünüyor. Bu durum da doğal olarak her köşe başında felsefesi, programı ve nitelikli insan kaynağı olmayan ama mevzuata uygun olan mekanlarda açılmış binlerce yeni özel okul ortaya çıkarıyor. Bu arz fazlalığı da niteliksel açıdan ayrışmadığı için talebi oluşturan velinin ücretler üzerinden tercihlere yönlenmesini getiriyor. Böyle rekabet eden bu kurumlarda tek maliyet düşürme kalemleri olan insan kaynağı maliyetlerini düşürüyor! Bu durum da pek çok mutsuz, tatmin olmayan çalışanlar oluşturduğu için bu kurumlarda müthiş bir çalışan değişim oranı, sirkülasyonu ortaya çıkarıyor. Kurumsal aidiyetler oluşmuyor, hem öğrenci hem de çalışanlar sürekli yer değiştiriyor ve sonuçta sürdürülebilir olmayan yapılar hızla yok olmaya doğru gidiyorlar. Özel okul çalışanlarının büyük çoğunluğu iş tatmini ve garantisi bulabildikleri sınırlı sayıda nitelikli yapılara yönleniyor ve hatta bu kurumlar kamu ile dahi rekabet edemiyorlar. Bu durum aslında içinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortamında özellikle büyük şehirlerde yeni bir sosyal krize doğru yol almakta.

Sonuç olarak özel okul sektörümüz içinde bulunduğumuz dönemde aynen geçmiş dönemlerde bankacılık sektörümüzde yaşanmış olan krize benzer ağır bir krizin içinde görünüyor. Bu krizden çıkmak için benzer şekilde yapısal dönüşüm ve önemli bir konsolidasyon gerekli. Bu anlamda devletin yapacağı düzenlemelerin yanında özel okul kurucularının da ciddi kararlar alması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda sektörün geleceği açısından bazı önerilerimi sıralamak gerekirse, altını çizeceğim noktalar şu şekilde olacaktır;

• Kurumlar fiziksel mekanlar ile yarışmanın ötesinde bulundukları lokasyonlarda talebi şekillendirecek kurumsal felsefe ve programlarını belirlemeye başlamalı ve herkes için okul söylemi yerine okulların felsefelerini öne çıkarmaya başlamalılar.
• Özellikle büyük kentlerimizde arsa ve bina maliyetleri göz önüne alındığında çok büyük okulların kampüslerin yönetilemez maliyetleri yeniden gözden geçirilmelidir.
• Özellikle erken çocukluk ve ilkokul yıllarında daha küçük mahalle okulları yapılarına dönüş olmalıdır.
• Zor durumda olan özel okulların kendi aralarında oluşturacakları yeni yapılarla örneğin kooperatif, sosyal şirketler, vakıf ve dernekler vb. Yapılarda birleşmeleri hem hizmetin sürmesini hem de sektöre yeni bir pencere açılmasını sağlayacaktır.
• Özellikle insan kaynaklarının eğitimi ve özlük haklarının veli katılımıyla yeniden yapılandırılması zorunludur. Mutlu çalışanların olmadığı yerlerde mutlu çocuklar yetişmez…
• Devletin vereceği KDV istisnası, SGK istisnası vb desteklerin kaçınılmaz gerekliliği ortadadır.
• Kurumların hesap verebilirliklerini artırmak için STK temelli bir okul akreditasyon modeli yapılandırılmalıdır.
• Veli talebindeki niteliksel artışı sağlamak için okullarda ebeveyn yönetimi yerine ebeveyn katılımının yolları geliştirilmelidir.

Elbette bu önerilere başkaları da eklenebilir ancak önemli olan bu krizden çıkmak için özel kurumların bir an önce eyleme geçmesi ve ülkemizin eğitim yoluyla kalkınması yolunda öncü rol oynamayı istemesi gereklidir diye düşünüyorum.

Kayhan Karlı

YÖM Okulları ve 1Yer Anaokulları Kurucusu

Ne söylemek istersiniz?