Dikkat Edin Duygunuz Çocuklara Bulaşabilir!

Dikkat Edin Duygunuz Çocuklara Bulaşabilir!

1977 yılında Albert Bandura isminde bir eğitim bilimci “Sosyal Bilişsel Öğrenme” adı altında bir kuram ortaya attı. Bu kuram, bireylerin gözlem yoluyla ve model alarak öğrenmelerinin gerçekleşebildiği temel savunusuna dayanıyordu.

Albert Bandura, herhangi bir davranışın bireye kazandırılmasının bireye o davranışı birebir öğretilerek gerçekleşmeyeceğini, bireyin başka bir bireyden o veya bu şekilde gözlemlediği davranışı da öğrenebileceğini savundu.

Bunun yanında Bandura, sadece davranışların gözlemlenip model alınmadığını birçok psikolojik faktörlerin de gözlemlenip model alındığına da kafa yordu. Özellikle erken yaşlardaki çocukların ailelerinde gözlemledikleri duygusal ve psikolojik yapıları da modellediğini gözlemledi. Özellikle bu duygusal modellemeyi önemseyerek “Dolaylı Duygu” kavramıyla kuramını zenginleştirdi. Daha sonra Elanie Hatfield (1993) adında bir sosyal psikolog bu kavramı bir üst düzeye taşıyarak “Duygu Bulaşıcılığı” (emotional cognation) isminde farklı bir kuram ortaya attı.  Bu kuramın da temel savunusu sosyal bir ortamda duygunun modellenebildiği ve kişiden kişiye geçebildiğiyle ilgiliydi.

Daha sonra yapılan birçok araştırmada da bu kavramı destekleyecek nitelikte sonuçlara ulaşıldı. Araştırmacılar, insanlar ne zaman bir araya gelse, tamamen sözsüz bir ilişki söz konusu olduğunda bile, duyguların kaçınılmaz biçimde yayıldığını defalarca gördüler. Özellikle her ortamda gruplar halinde bir arada olan insanlarda kaçınılmaz olarak birbirlerinin duygularını kapmakta ve kıskançlık ve imrenmeden, hiddet ya da sevince kadar her şeyi paylaşmakta olduğu gözlemlendi (Goleman, 2009).

  •  Şimdi bu kuramı duygularımızın bulaşmasına açık olan çocuklar açısından inceleyelim!

Çocuklar yaşamlarının ilk yıllarını büyük oranda çevrelerindeki sosyal yaşamı gözlemleyerek ve gözlemledikleri davranışları deneme-yanılma yoluyla gerçekleştirmeye çalışarak geçirirler.

Bu dönemde onların en çok kapsama alanına giren anne babalar tamamen çocukların gözlemi içerisindedirler. Yapılan her davranış ve olaylara verilen tepkiler onların üst düzey “gözlem radarları” tarafından algılanır. Sonra anlamlandırılmaya ve son olarak gerçekleştirilmeye çalışılır.

Böyle etkili ve kapsama alanı büyük gözlem radarları içerisinde anne-babaların sadece davranışları değil, Albert Bandura’nın da belirttiği gibi duyguları da işin içine girer.

Özellikle kendi duygu durumunuzun farklılıklar gösterdiği günleri düşünün. Eğer çok üzüntülü, hüzünlü bir duygu hali içerisindeyseniz çocuklarınızın da (siz hiç çaktırmamaya çalışsanız dahi…) bu olumsuz duygular içerisine gireceklerini fark edebilirsiniz. Eğer çok mutlu ve neşeli bir duygu hali içerisindeyseniz aynı şekilde çocuklarınızın da bu duygu halleri içerisinde olacaklarını rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.

Bunun yanında ailenin genel duygu durumunu çocuğun genel duygu durumuna bakarak öğrenmeniz mümkündür. Öğretmen arkadaşlarımın çoğu öğrencilerinin velileriyle iletişim halindedir. Ve birçoğu daha velilerle tanışmadan, ailede hâkim olan genel duygu halini çocuklarının genel duygu halinden kestirebildikleri ve çoğu zaman da yanılmadıklarını söylerler.

Bunun için sağlıklı ve olumlu bir genel duygu hali için kendi duygu durumumuzu yükseltmekte ve çocuklarımızın yanında olumsuz duygu hallerini kısa süreli yaşamaya çalışmakta fayda var…

  • Peki ya “Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramı” kapsamında öğretmenlerin duygu durumları sınıflardaki öğrenmeyi nasıl etkiler?

Öğretmenler anne-babadan sonra çocukların gözlem radarları içerisine giren en önemli kişilerdendir. Bu açıdan öğretmenin duygu durumu öğrenciler tarafından modellenmeye açıktır.

Kendimizden hatırlayalım. Canımızın sıkkın olduğu zaman sınıfında bizimle beraber girdiği olumsuz duygusal iklimi ve keyifli mutlu olduğumuz zaman aynı şekilde oluşan olumlu duygusal iklime bir bakalım. Sizce hangisinde daha iyi bir öğrenme ortamı oluşuyor? Bu soruya hepimizin cevabı aynı gibi…

Bunun yanında hepimizin bildiği üzere sınıflarımız yaşayan organik bir ortamdır. Her an beklenmedik ve kendi doğallığı içinde gerçekleşen bir durumla karşılaşılabilir. Bu durumlar kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz olabilir. Özellikle sınıf yaşantısı içeresinde karşılaşılan beklenmedik olumsuz durumlar karşında öğretmenin duygusal tavrı ve duygusal durumu çok önemlidir. Çünkü öğrenenler ancak duygusal açıdan güvenli ortamlarda nitelikli öğrenmeyi yaşayabilir (Karlı, 2013).

Tüm bunlara baktığımızda, sonuç olarak aileler ve öğretmenler olarak çocuklarımızın yanında duygularımızı kontrol etme gerekliliğimiz ön plana çıkıyor. Özellikle temelinde duyguların kontrolü ve yönetilmesi becerisini kapsayan duygusal zekâ becerilerine önemli ölçüde ihtiyaç duyuyoruz.

Duygusal zekâ becerilerinin geliştirilebilir olması bu konuda kendi içsel çabamız ve farkındalığımıza bağlı… Unutmayın, gelişim farkındalıkla başlar ve eyleme geçmek sonuca ulaşmakla tamamlanır.

Kaynakça:

Goleman, D (2000) , “Working With Emotional Intelligence” 1998 den çeviri, İşbaşında Duygusal Zeka, Üçüncü Basım, Varlık Yayınları, İstanbul, 2000.

Hatfield, E.; Cacioppo, J.T.; Rapson, R.L. (1993). “Emotional contagion. Current Directions”. Psychological Science 2: 96–99. 

Karlı, K. (2013) “Etkin Öğrenme İçin Duygusal Güvenlik” 06.28.2013 tarihinde Öğrenme yoldaşlığı blog sayfasında yayınlanan yazı http://ogrenmeyoldasi.com/etkin-ogrenme-icin-duygusal-guvenlik/

Yazar

Barış Sarısoy
Akademik Koordinatör & Eğitmen

Ne söylemek istersiniz?