Aileler İçin Yaratılması Zor Fakat Çocuklar İçin Yararlı Bir Ortam Tipi

Aileler İçin Yaratılması Zor Fakat Çocuklar İçin Yararlı Bir Ortam Tipi

çocuk3-4 metrelik bir ağacın tepesinde 5-6 yaşları arasında bir çocuk. Ağaç güvenli bir noktada ama çocuk ağacın tepesinde ortalama iki metrelik bir yükseklikte. Yani düşmesi durumunda yaralanabileceği bir yükseklik. Fakat çocuk kendini güvende hissediyor ve bu güvenin verdiği mutlulukla ağacı istediği gibi keşfetmeye devam ediyor.

Çünkü hemen altında çok sakin bir tavırla  “Cem dikkatli ol. ” diyen bir anne var. Çocuk da bu uyarıları dikkate alarak ağacın üstünde hareketleri hızlandığı anda yavaşlıyor ve daha dikkatli davranmaya çalışıyor.

Başka bir çocuk (ki büyük ihtimalle diğer çocuğun ağaçtaki o mutlu halini görerek) aynı şeyi yapmak için o ağacın hemen yanındaki başka bir ağaca doğru koşuyor. Gözlerinde heyecan, merak ve mutluluk…

anneÇocuk tam ağaca elini değdirecekken bir kaplanın, küçük bir ceylanın üstüne atlarcasına bir anne çocuğun üstüne atlıyor.
Sonrası bilirsiniz tanıdık tablolar…

Bağrış, çağırış, çığlık, kıyamet eşliğinde:
“Ben sana demedim mi bu tarafa yaklaşmayacaksın,
ağaçlara dokunmayacaksın diye! Gel bakalım şimdi yanımdan ayrılmayacaksın, yoksa tokatı yersin!!!

Çocuğun ağaca temas etmeye ramak kalmış eli havada, gözleri buğulu ve kolundan çekiştirile çekiştirile ailesinin onun için oluşturduğu güvenli bölgeye doğru getirilirken; başı arkada, gözleri annesinin yarattığı güven içindeki ortamda istek ve keşfetme merakını doyuran, dokunan, temas eden o ağaçtaki şanslı çocukta…

Şimdi ilk annenin yaptığı davranışa bir bakalım. Çocuğu için zaman harcıyor, gidip arkadaşlarıyla oturmuyor, telefonuyla ilgilenmiyor ve o zamanı çocuğu için ayırıyor. Sadece ona “Güvendesin ve sen kendi isteklerin doğrultusunda sınırlar içerisinde özgür hareket edebilirsin, seni kontrol etmeden sana destek veriyorum.” mesajı vererek…

Diğer anne ise kendi için en kolay olanı seçiyor, çocuğunu zapt ederek onun için yarattığı güvenli ortamında hapsolmasını sağlayarak, keşfetmesine gelişmesine engel oluyor. Ve bunu; “Senin seçimlerin ve isteklerin önemli değil çünkü sen bir çocuksun. Senin boş ve eğlence işlerin için harcayacak zamanım yok…” mesajını vererek yapıyor. 

Doğan Cüceloğlu (2007), aileler tarafından yaratılan ve çocukların içinde bulunabileceği iki ortam tipinden bahseder:

“Kalıplayıcı Ortam” ve “Geliştirici Ortam”

Kalıplayıcı Ortam: Başkalarının kararlarının hüküm sürdüğü, çocuğun yetenek ve özellikleri ne olursa olsun büyüklerinin yarattığı kapılar içerisinde kalmalarını sağlayan ortamlardır. Çocuk engellenir, baskılanır ve yaşaması gerekenleri ancak onun için çizilen kalıplar içerisinde yaşayabilir.

Geliştirici Ortam: Çocuğun bireysel olarak seçimlerine, kararlarına değer verildiği, önemsendiği ve desteklediği kısacası çocuğun varlığının anlamlı olduğu ortamlardır. Çocuklar geliştirici ortamlarda herhangi bir kalıp, baskı ve dayatma olmadan kararlarını verirler ve verdikleri kararların sorumlulukları onlara aittir. Aileler böyle ortamlarda sadece çocuklara bir yol arkadaşı görevi yaparlar.

Yukarıdaki olayı baz alarak kalıplayıcı ortam özelliklerine baktığımızda çocuklar için yaratılan bu ortamlar,  genel olarak onların iyiliği için yaratıldığı düşünülerek yapılandırılır. Fakat temel dayanağı ailelerin kendi iç huzuru ve kontrol ihtiyacıdır. Bu ortamda çocukların kendi seçimlerinin bir değeri yoktur, onların sahibi aileler olduğu için onlara istedikleri gibi davranma hakkına sahip görürler kendilerini…Bundan dolayı çocukların iyiliğindense kendi yaşam süreçlerine onlara zarar vermekten başka bir etkiye sahip değildir.  

Şöyle bir baktığımızda evet çocuklar için geliştirici ortam yaratmak, gerek kendi zihinsel şablonumuzu kırmak açısından, gerek kendi duygusal ihtiyaçlarımızı bir kenara bırakabilmek açısından çok zordur. Fakat çocuk için tartışmasız bir şekilde yararlı olandır…

Son olarak yazımı, anlatmak istediklerimi özetleyen Halil Cibran’ın şu şiiriyle tamamlamak istiyorum:

sadaÇocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.

                                 Halil Cibran

Anne babalık, çocukları yaşamları boyunca kontrol altında tutabilmek için  yapılan bir kalıplayıcılık değil, onların yaşam yolculuklarında kendi yollarını bulmaları için yapılan kolaylaştırıcılıktır. Onlar için geliştirici ortam yaratmak ise ebeveyn rolüne yüklenilen anlamı bu yönde değiştirmekle ilgilidir…


Kaynakça:

  • Cüceloğlu, D. (2007). İyi Düşün Doğru Karar Ver. Onuncu baskı. Sistem Yayıncılık. İstanbul.

Barış Sarısoy / twitter: @barissrsy 

Yazar

Barış Sarısoy
Akademik Koordinatör & Eğitmen

2 comments

  • Avatar

    Selamlar😊Sanırım anne babalar olarak önce bizim kalıp dışına çıkmayı ve kutunun dışında düşünmeyi öğrenmeye çalışmamız gerek. Aksi halde doğal habitatları dışında yaşamayı öğrenmek’ zorunda’ kalan – keyiften, keşiften uzak-bireyler yetişecek ve gelecek nesillere de takıntılı hastalıklı zihinlerin tohumları atılacak. Ne kadar hassas bir konuyu ele almışsınız. Çocuk yetiştirme konusunda Kültürler arası farklı yaklaşımlara da ayna tutabilecek tartışmaya açık bir konu.

    Reply
    • Barış Sarısoy

      Feyza hocam değerli paylaşımınız ve yorumunuz için teşekkürler. Kesinlikle kalıplardan sıyrılmaya başladığı zaman yetişkinler çocukları da kalıplama ihtiyacından vazgeçiyorlar..Sadece bu farkındalığa erişmekle ilgili “onlar bizden geliyor olabilirler ama sahip olduğumuz bir şey değiller.” Aynı Halil Cibran’ın anlatmak istediği gibi…

      Reply

Feyza için bir cevap yazın Cevabı iptal et